| Frank Cadogan Cowper- Kibir |
Ben artık şunu daha net görüyorum: insanın en büyük meselesi dış dünyayla değil, kendi iç dünyasıyla. Özellikle de kibirle. Çünkü kibir dışarıdan bakıldığında özgüven gibi duruyor ama aslında insanın kendine karşı kurduğu bir yanılsama.
İnsan çoğu zaman olduğu kişiyle yüzleşmek yerine, olmak istediği kişi gibi görünmeyi tercih ediyor. Eksiklerini kabul etmek zor geliyor. Bunun yerine kendine daha kusursuz, daha güçlü bir kimlik kuruyor ve zamanla o kimliğe inanmaya başlıyor. Ama bu durum gerçeği değiştirmiyor. Sadece insanın kendine olan mesafesini artırıyor.
Carl Jung’un “gölge” kavramı bunu açıklıyor. İnsan kabul etmek istemediği yönlerini bastırdıkça, o yönler ortadan kaybolmuyor. Aksine daha görünmez ama daha etkili hâle geliyor. İnsan bilinçdışını fark etmediği sürece onun etkisi altında yaşamaya devam ediyor ve bunu çoğu zaman kendi seçimi sanıyor.
Bu yüzden kibir çoğu zaman bir üstünlük göstergesi değil, bir savunma mekanizması. İnsan kendini eksik hissettikçe bunu kabul etmek yerine kendini yüceltmeye başlıyor. Daha büyük görünerek içindeki boşluğu kapatmaya çalışıyor. Ama bu gerçek bir büyüklük değil, sadece geçici bir örtü.
İnsan kendini ne kadar büyütürse o kadar kırılgan hâle geliyor. Çünkü o büyüklüğü sürekli korumak zorunda kalıyor. Oysa insan doğası gereği eksik. Eksik olan bir şey kusursuzmuş gibi davrandığında bir noktada çatlamaya başlıyor.
Tarihte bunun örnekleri açık. Julius Caesar, sahip olduğu güçle birlikte kendini sıradan bir insan olarak görmeyi bıraktı. Artık bir insan olmaktan çok bir figüre dönüştü. Bu da onu gerçeklikten uzaklaştırdı ve çevresindeki insanlarla arasını açtı. Sonunda en yakınındakiler tarafından öldürülmesi, sadece politik bir olay değil, aynı zamanda bu kopuşun bir sonucuydu. Benzer şekilde Napoleon Bonaparte, kazandığı başarıların etkisiyle kendi sınırlarını görmezden gelmeye başladı ve bu durum onu hatalara sürükledi.
Buna karşılık Kanuni Sultan Süleyman, elindeki güce rağmen kendini mutlak bir varlık gibi görmedi. Yüksek bir konumda olmasına rağmen dengeli kaldı. Bu yüzden sadece güçlü değil, aynı zamanda saygı duyulan bir insan olarak anıldı.
İnsan çoğu zaman kendi değeriyle yaşamıyor. Başkalarının gözünde nasıl göründüğüne göre yaşıyor. Beğenilmek, kabul edilmek, değerli hissetmek gibi ihtiyaçlarını dışarıdan karşılamaya çalışıyor. Ama insan değerini dışarıya bıraktıkça kendinden uzaklaşıyor.
İnsan fark etmediği tarafları tarafından yönlendiriliyor. Kibir de bu fark edilmeyen tarafların bir sonucu. İnsan kendi eksiklerini görmek istemedikçe kendine bir büyüklük hikâyesi yazıyor. Ama bu hikâye ne kadar güçlü görünürse görünsün, gerçeğin yerini tutmuyor.
Tevazu ise farklı bir noktada duruyor. İnsan kendini olduğu gibi kabul ettiğinde ortaya çıkıyor. Ne kendini küçümsüyor ne de abartıyor. Sadece ne olduğunu ve ne olmadığını biliyor. Bu da insana daha dengeli bir duruş kazandırıyor.
Zamanla şunu daha iyi anlıyorum: insanlar söylediklerini değil, hissettirdiklerini hatırlıyor. Birine kendini küçük hissettirdiysen bu kalıyor. Ama birine değer verdiysen o da kalıyor.
Sonuç olarak büyük görünmek değil, gerçek olmak önemli. Başkalarından üstün olmak değil, kendinden daha iyi olmak önemli.
Çünkü en sonunda geriye sadece şu kalıyor: nasıl bir insan olduğun.
- Mart 30, 2026
- 0 Yorumlar








